Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üye ülkeleri, küresel ekonominin yaklaşık dörtte birini oluşturuyor. Ekonomik Araştırmalar ve Reformlar Merkezi (CERR) tarafından hazırlanan rapora göre, örgüte üye 10 ülkenin toplam nüfusu 3,4 milyarı, birleşik nominal Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYH) ise 26 trilyon doları aştı. Satın alma gücü paritesine göre bakıldığında, ŞİÖ ülkeleri küresel GSYH’nin üçte birinden fazlasını temsil ediyor.
ŞİÖ, 2001 yılında Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan tarafından kuruldu. Daha sonra Hindistan ve Pakistan 2017’de, İran 2023’te ve Belarus 2024’te katılarak üye sayısını 10’a çıkardı. Başlangıçta bölgesel güvenlik ve istikrarı hedefleyen örgüt, zamanla ticaret, yatırım, ulaştırma, enerji, teknoloji, tarım ve turizm gibi alanlarda geniş bir işbirliği platformuna dönüştü.
ŞİÖ ülkelerinin 2025 yılı için ortalama ekonomik büyüme beklentisi yüzde 5 civarında olup, bu oran küresel büyüme oranı olan yüzde 3,4’ü geride bırakıyor. Üye ülkeler, dünya kömür üretiminin yaklaşık yüzde 69’unu ve doğal gaz üretiminin yüzde 30’unu gerçekleştiriyor. Sahip oldukları zengin enerji kaynakları, gelişmiş sanayi altyapısı ve geniş tüketici pazarlarıyla küresel ekonomide önemli bir konuma sahip bulunuyorlar.
Örgüt içi ihracat, 2015-2024 döneminde yaklaşık 2,5 kat artarak 271 milyar dolardan 674 milyar dolara yükseldi. Bu ticaretin üye ülkelerin toplam dış ticaretindeki payı da aynı dönemde yüzde 8,9’dan yüzde 14,2’ye çıktı.
ŞİÖ üyesi olmayan Türkiye, 2012’den bu yana örgütün ‘diyalog ortağı’ statüsünde yer alıyor. Türkiye, bu statüyle terörizmle mücadele, enerji, ticaret ve bölgesel bağlantısallık gibi alanlardaki çalışmaları takip ediyor. Bu durum, Türkiye’nin örgüt içindeki gelişmeleri yakından izlemesine ve bölgesel işbirliği konusundaki görüşlerini üye ülkelere aktarmasına olanak tanıyor.
Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Parlar Dal, ŞİÖ’nün genişlemesini ABD ve Batı merkezli uluslararası düzene karşı doğrudan bir alternatif güç bloğu oluşumu olarak görmenin doğru olmadığını belirtti. Dal, ŞİÖ’nün AB ve NATO ile aynı kurumsal kapsama sahip olmadığını vurgulayarak, son genişlemenin daha çok Avrasya’daki aktörlerin birbirlerini dengeleme ve bölgesel kapasiteyi artırma arayışlarını yansıttığını ifade etti.
Dal, Türkiye’nin AB ile ilişkilerindeki kurumsal ve ekonomik derinliğin ŞİÖ ile mevcut ilişkilerinde bulunmadığını kaydederek, ŞİÖ angajmanının daha düşük yoğunluklu ve çalışma grupları üzerinden ilerlediğini açıkladı. NATO’dan farklı olarak ŞİÖ’nün kolektif savunma örgütü olmaktan ziyade güvenlik diyaloğu ve kapasite artırmaya odaklandığını belirten Dal, Türkiye’nin ŞİÖ ile ilişkilerini geliştirmesinin bir ikamecilik veya Batı’dan kopuş olarak değil, stratejik özerkliğini ve dış politika hareket alanını genişletme çabası olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Emel Parlar Dal, ŞİÖ ülkelerinin toplam ekonomik hacminin örgüte küresel bir ağırlık kazandırdığını ancak bunun ABD ve Avrupa merkezli ekonomik düzene yekpare bir alternatif oluşturmadığını belirtti. Üye ülkeler arasında ekonomik ve stratejik öncelikler ile koordinasyon düzeyinin farklılık gösterdiğine işaret eden Dal, bu durumun ortak bir ekonomik blok oluşumunu sınırlandırdığını ifade etti. Dal, ŞİÖ’nün temel olarak Batı’nın Avrasya’daki müdahaleciliğini sınırlandırmaya odaklanan bir platform niteliğinde olduğunu söyledi.
Emel Parlar Dal, Türkiye’nin ŞİÖ’deki diyalog ortaklığının, Avrasya’daki ulaştırma, enerji ve ekonomik projelerde Türkiye’nin diyalog ve işbirliği kanallarını genişlettiğini vurguladı. Ankara’nın bölge ülkeleriyle ilişkilerini daha çok ikili mekanizmalar, Kuşak ve Yol işbirliği ve Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden geliştirmeyi tercih ettiğini dile getiren Dal, Hindistan ile yaşanan stratejik güvensizlik ve Rusya ile ilişkilerdeki farklılıkların ŞİÖ içinde daha derin bir angajmanı sınırladığını belirtti. Bu nedenle kısa vadede örgütle ilişkilerin derinleşmesinin düşük ihtimal olduğunu ifade etti.
Dal, Türkiye’nin asıl avantajının Batı ile Avrasya arasında iletişim ve arabuluculuk kanalı olabilmesi olduğuna dikkati çekerek, ŞİÖ ile aşırı yakınlaşmanın NATO ve AB bağlamında güven kaybına yol açarak Türkiye’nin stratejik avantajını zayıflatabileceği uyarısında bulundu.
Prof. Dr. Emel Parlar Dal, üye ülkeler arasındaki ticaretin 2,5 kat artmasının ŞİÖ’nün ekonomik etkileşim kapasitesinin yükseldiğini gösterdiğini ancak bunun doğrudan örgütsel bir ekonomik bütünleşme olarak yorumlanmaması gerektiğini belirtti. Bölge ülkelerinin ikili ilişkiler ve Kuşak ve Yol Girişimi üzerinden ekonomik olarak derinleştiğini kaydeden Dal, ŞİÖ’nün bu ilişkileri kolaylaştıran bir platform işlevi görse de, doğrudan ekonomik entegrasyonda ikili ilişkiler kadar belirleyici olmadığını söyledi. Çin’in ekonomik ağırlığının yarattığı asimetrinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Dal, ŞİÖ’nün AB benzeri bir ekonomik entegrasyon olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Dal, Türkiye açısından Orta Koridor ve Avrasya’daki yeni ulaştırma ağlarının önemli ekonomik fırsatlar sunduğunu kaydetti. ŞİÖ’nün altında yatan rekabetlerin ve stratejik arayışların, örgüt çerçevesinde daha derin ilişkiler kurulmasını Türkiye açısından riskli hale getirebileceğini belirtti. Ankara’nın bu rekabetlerden mümkün olduğunca uzak durması, ŞİÖ’yü jeopolitik bloklaşma aracı haline getirmeden ekonomik ve bağlantısallık fırsatlarından yararlanmasının önemli olduğunu vurguladı.
Reklam & İşbirliği: [email protected]